radyo, siir, network, foto, sohbet,,,,
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
En son konular
» Grup Yorum
C.tesi Mayıs 01, 2010 7:34 pm tarafından beko_lg

» Din Konusuna Yaklaşımda İpuçları - Metin Çulhaoğlu
C.tesi Mart 20, 2010 4:08 pm tarafından Cemo

» Turhan Selcuk
C.tesi Mart 13, 2010 12:40 am tarafından mahir_che

» 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün 100. Yılında Buluşma Noktaları
Cuma Mart 05, 2010 11:32 pm tarafından Cemo

» Yeni bulusma yerimiz
Cuma Mart 05, 2010 5:20 am tarafından Yoldaş

» Adobe Acrobat 9.2.0 Professional Extended
Paz Şub. 28, 2010 8:08 pm tarafından mahir_che

» Tekel Iscilerinin Direnisi
Paz Ocak 31, 2010 5:06 pm tarafından mahir_che

» Ugur Mumcu Cinayetinde son durum;
Paz Ocak 31, 2010 4:41 pm tarafından mahir_che

» .................
C.tesi Kas. 14, 2009 2:14 pm tarafından faruknur

» Acronis True Image
Paz Kas. 01, 2009 2:05 am tarafından mahir_che

En iyi yollayıcılar
Cemo
 
isyan_ateşi
 
mahir_che
 
turgay06
 
Admin
 
talatcocu
 
Red_hangman
 
cirkin kral
 
ATHENA
 
beko_lg
 
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 77 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 3:57 pm tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 55 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: TuErSa

Kullanıcılarımız toplam 196 mesaj attılar bunda 136 konu

Paylaş | 
 

 Neyse ki, Türkiye Çöküyor! - Asaf Güven Aksel

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Cemo
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 128
Yaş : 34
<<>> :
Kayıt tarihi : 03/09/08

MesajKonu: Neyse ki, Türkiye Çöküyor! - Asaf Güven Aksel   Paz Mart 08, 2009 12:40 am

Neyse ki, Türkiye Çöküyor! - Asaf Güven Aksel

“Mustafa’m, korkuyorum. Padişah’a karşı mı geleceksin?” Sadece, bir annenin, oğluyla ilgili kaygısı değildi bu. Tam olarak bilince çıkarılamamış da olsa, bir siyasal analiz de içeriyordu. O günün koşullarında, emperyalizmin fiili işgali karşısında mücadeleye girişmek, “ülkeden düşmanları kovmak” retoriğiyle tanımlanıyor, tarihe böyle not düşülüyordu ama, bunun gerçekleşmesi ve kalıcılığı, emperyalizme diz çökmüş, artık köhnemiş bir sistemin yıkılması, yerini bir yeni düzenin almasıyla mümkündü. Zübeyde Hanım’ın sorusu, bu gerçeği kavramışlığın ifadesiydi.

Emperyalizme karşı koymak, “Padişah’a karşı gelmek” demekti aynı zamanda. Cumhuriyet, bunun vücuda gelişiydi.

Tarih, sürekli bitişlerle başlangıçların buluştuğu çevrimler değil, helezonik ilerlemeler seyri izler...

Emperyalizmi, padişahlığı, hanedanı, halifeyi silkeleyip atan, bu toprakların yaşadığı en köklü devrimlerin ifadesi olan cumhuriyet, bildik deyimle, “devrimci barutunu yitirmiş” burjuva niteliğinin doğası gereği, temelindeki tarihsel açıdan ileri olan tüm unsurlarına yabancılaşmaya, bağımsızlıkçı ve halkçı niteliğini yitirmeye yazgılıydı. Öyle de oldu. Ama bu gerçeğin durup dinlenmeden ifade edilmesiyle, “devrimcilik vazifesi”ni yerine getirdikleri yanılsamasını yaşayanlar, daha önemli bir gerçeklikten kopuyorlar. Bunun ne olduğuna geçmeden önce, bir konuda netleşelim: Ancak zihin jimnastiği olarak varsayılabilecek bir süreç yaşansa ve kazanımlarını korusa da, emekçi cumhuriyetini hedefleyen sosyalistler açısından, tarihe gömülmesi gereken bir sistem olma niteliği değişmeyecekti.

Can Yücel’in, “ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi” dizesi, siyasal alana tahvil edilip, bir dönemin “sosyal bilinçlenme” beklentili “ülke ne kadar kötüye giderse o kadar iyi” zırvasına malzeme olabilir bazen...

Nerede karışıyor kafalar? Zaten “devrimci niteliğini” kaybetmiş; kaybetmese bile, sınıfsal, siyasal, ideolojik açılardan sosyalizm projesinin aşmayı hedeflediği bir cumhuriyet, belli noktalarda sahiplenilip savunulduğunda. Birileri çıkıp, “on yaşında bir kız çocuğunun saflığıyla” soruyor: E, bırakın yıkılsın işte, bunun neresi kötü? Bunu, “alimler aliminin derinliğiyle” tamamlayanlar da var: Keşke hiç kurulmasaydı!

Bir yol kat etme zahmetidir sosyal devrim, ışınlanma fantezisi değil...

Nerede netleşmeli kafalar? “Zayıf halka” tezi, kimi şabalakların sandığı gibi, bir ülkenin iyice zayıflamasıyla, gerilemesiyle devrime yaklaşılacağını anlatmaz. Zayıf halka, emperyalist-kapitalist zincire ait bir tanımdır, onun kırılmasını ifade eder. Bir ülkede devrim dinamiklerinin güçlenmesidir, emperyalizmin kontrolünün zayıflamasıdır kastedilen. Devrim dinamikleri, halkın tarihsel kazanımlarını, sıçrayışta kullanılacak mevzileri, bağımsızlık konumunu temsil eder.

Eskişehir’deki bir tren, İstanbul’daki bir trenden daha yakındır Ankara’ya. “Ankara’da olmadıktan sonra, ne önemi var” diyen yolcunun, “aşamacılığa karşılık” teranesi inandırıcı değildir, onun gidesi yoktur...

Defalarca yazdık, cumhuriyet dönüşümlerinin sosyal yaşamda yol açtığı değişimleri, kurucu felsefesinin sosyalistlerce kullanılabilir yönlerini, sağladığı mevzileri. “Aşılacak bir çıta ve elimizdeki sırık” tanımlarıyla, “neticede” bir burjuva devrimi olduğu, kendine has nitelikler taşısa da, “son tahlilde” zamanını doldurmuş bir kapitalist yapılanmadan ibaretliği vurgusunu da, bazı dar kafalılara hitaben yapmayı ihmal etmeden. Burada tekrarlamayacağız.

“Haydi Abbas, vakit tamam, akşam diyordun, işte oldu akşam...” diyordu Cahit Sıtkı. Birkaç haydi ekleyelim buna.

Belki biz yanılıyoruz, ülkenin felakete gittiğini söylerken, durdurma çağrısı yaparken, gericiliğin eline geçen mevzileri savunurken. Belki, “devrimcilik” deyince akıllarına sadece “resmi ideoloji”yle, cumhuriyetle, Jakoben gelenekle hesaplaşmak gelenler haklıdır. Belki, “zayıf halka” yorumları doğrudur. O zaman: İşte, tarihin gördüğü en işbirlikçi iktidar, “eskimiş, milliyetçi” kavramı, bağımsızlığı yerle yeksan etti. İşte, “mütehakkim” cumhuriyet, buharlaştı. İşte, sosyal devletmiş, laiklikmiş, kamuculukmuş, silinip atıldı. İşte size yeniden Osmanlı, işte size bir padişah. Buyurun, sizin “sivil toplum dinamiği” dediğiniz ne varsa, dincilikten AB’ciliğe, hükmeder oldu. “Ordu, ordu” derdiniz, ellerini açıp duvara dayanmışlar işte. Çeteler, Ergenekon’la arındı, pir-ü pak oldu memleket. TRT de şeş attı. Tamam, biz de çekilelim önünüzden. Daha neyi bekliyorsunuz, ey “devrimci” kardeşler? Haydi, vakit tamam. Haydi, “devrimci dönüşüm” için engel kalmadı. Haydi, şartlar olgunlaştı. Haydi, bu halka, yeterince inceldi. Bu manzarayı kabullenecek, onaylayacak, yerinizde sayacak değilsiniz elbet, siz bütün bu süreci “devrimci” perspektifle desteklediniz, başarı sağladınız. Gerisi, bir fiskenizi bekliyor.

“Aslı yok yaylasında 1500 koyunum var benim”... Bakalım, ya haklılar, ya “keskin” palavracı...

* * *

Peki Yusuf, öyle olsun... Sen de git. “Ölürsem iradi ölürem / Harlanmış bir kılıca alnımla dokunur gibi” ha... Git. Emanettedir şapkan, dağılmaz tespihin.

www.sol.org.tr (7 Mart 2009)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Neyse ki, Türkiye Çöküyor! - Asaf Güven Aksel
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Samantha Fox Haber Arşivi

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
enternasyonal-forum :: Siyaset :: Köşe Yazıları-
Buraya geçin: