radyo, siir, network, foto, sohbet,,,,
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
En son konular
» Grup Yorum
C.tesi Mayıs 01, 2010 7:34 pm tarafından beko_lg

» Din Konusuna Yaklaşımda İpuçları - Metin Çulhaoğlu
C.tesi Mart 20, 2010 4:08 pm tarafından Cemo

» Turhan Selcuk
C.tesi Mart 13, 2010 12:40 am tarafından mahir_che

» 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün 100. Yılında Buluşma Noktaları
Cuma Mart 05, 2010 11:32 pm tarafından Cemo

» Yeni bulusma yerimiz
Cuma Mart 05, 2010 5:20 am tarafından Yoldaş

» Adobe Acrobat 9.2.0 Professional Extended
Paz Şub. 28, 2010 8:08 pm tarafından mahir_che

» Tekel Iscilerinin Direnisi
Paz Ocak 31, 2010 5:06 pm tarafından mahir_che

» Ugur Mumcu Cinayetinde son durum;
Paz Ocak 31, 2010 4:41 pm tarafından mahir_che

» .................
C.tesi Kas. 14, 2009 2:14 pm tarafından faruknur

» Acronis True Image
Paz Kas. 01, 2009 2:05 am tarafından mahir_che

En iyi yollayıcılar
Cemo
 
isyan_ateşi
 
mahir_che
 
turgay06
 
Admin
 
talatcocu
 
Red_hangman
 
cirkin kral
 
ATHENA
 
beko_lg
 
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 77 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 3:57 pm tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 55 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: TuErSa

Kullanıcılarımız toplam 196 mesaj attılar bunda 136 konu

Paylaş | 
 

 Yaşanmış Sosyalizm - Candan Badem

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Cemo
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 128
Yaş : 34
<<>> :
Kayıt tarihi : 03/09/08

MesajKonu: Yaşanmış Sosyalizm - Candan Badem   Salı Mayıs 19, 2009 2:25 pm

Yaşanmış Sosyalizm - Candan Badem

DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - RUSYA ve ESKİ SOVYET CUMHURİYETLERİ Yazıları

Mehmet İnanç Turan'ın Yordam Kitap'tan çıkan kitabının adı Yaşanmamış Sosyalizm. Arka kapaktaki tanıtım yazısında şöyle yazıyor: “Yazar 'yıkıntı' olarak tarif ettiği SSCB'nin çözülüşünü, solun hakkını vererek değerlendiremediğini düşünüyor... Sovyetler Birliği'nde sosyalizmin hiçbir zaman kurulamadığını, bir geçiş toplumu olduğunu ve giderek yozlaştığını iddia ediyor ve sosyalizm denemesinin başarısızlığının temelinde yanlış bir teori üzerine oturmuş politikanın yattığını öne sürüyor”.

SSCB'de sosyalizmin yıkılışını anlamaya çalışan her çalışma benim için üzerinde düşünmeyi ve tartışmayı hak ediyor. SSCB'de yaşanan şey sosyalizm miydi sorusu gerçekten de önemlidir. Ben SSCB'de sosyalizmin yaşandığına inanıyorum, fakat yaşanmadı diyenlerin argümanlarını da dinlemeye hazırım. Ancak sorun şurda ki sosyalizm de desek geçiş toplumu ya da devlet kapitalizmi de desek SSCB'nin yıkılışını açıklamış olamayız. Buradaki temel yöntemsel yanılgı bence tarihte olmuş olanı olması zorunlu imiş gibi gören aşırı determinist anlayış. Yani SSCB yıkılmış olduğuna göre yıkılması nesnel olarak zorunlu idi diye düşünen anlayış. Böyle bakınca öznel süreçlerin önemi yok oluyor. Ayrıca yanlış bir teori üzerine kurulu politikaların mutlaka yıkım getirmesi gerekmiyor. Bunun en önemli kanıtı bizzat kapitalist iktisat teorisidir: Baştan sona bilim dışı, ideolojik kabullere dayanan kapitalist iktisat teorisinin bütün yanlışlarına ve kapitalist iktisat pratiğinin bütün krizlerine rağmen kapitalizm yıkılmadan yaşabiliyor ve biz yıkamazsak yaşamaya devam da edebilir. Nitekim gerçek hayatta çoğu zaman haklı ve doğru olan değil, güçlü olan kazanıyor. Dolayısıyla yenilmiş ya da yıkılmış olmak da yanlış olmak anlamına gelmiyor. Evet ama sosyalizm farklıdır diyenlere de Küba'yı örnek gösterebiliriz. SSCB'den çok daha zayıf bir maddi temele ve kıt doğal kaynaklara sahip ve yazarın yanlış gördüğü aynı teoriye (tek ülkede sosyalizm teorisi) bağlı olmasına karşın Küba'da sosyalizm yıkılmamıştır.

Turan, SSCB'de sosyalizm yaşandı diyenler için şöyle diyor: “Tarihin tozlu arşivlerine dalıp bir fare misali çalışmak istemeyenlerdi bunlar. Kolay yolu seçtiler; araştırma emeği yerine sadece akıllarıyla hakikati bulacaklarını sandılar...” (agy, sf. 17). Bu tartışmada kendi bulunduğu tarafı da şöyle tanımlıyor: “Sovyetler Birliği'nin yıkılışının bilimsel nedenlerini anlamak isteyen ikinci kanat, tarihin gizli sayfalarını yeniden okumaya girişti. Bu çalışma ikinci kesimin yöntemini izliyor”. Doğrusu “tarihin tozlu arşivlerinden” ve “gizli sayfalarından” söz eden böylesine iddialı bir giriş okuyunca epey umutlandım, şimdiye değin bilmediğim yepyeni şeyler okuyacağım, bilmediğim olgular, bilgiler, veriler göreceğim ve yeni bir bakış açısıyla karşılaşacağım sandım. Sonuç maalesef hayal kırıklığı oldu. Yazar pek az yeni bilgi veriyor ve bazı klasik teorik eserlere dayanarak “sadece aklıyla hakikati bulmaya çalışıyor”. Kuşkusuz benim teorik akıl yürütmeye bir itirazım yok, ancak o zaman şu tozlu arşivler türünden reklam kokan sözler niye? Böyle iri laflar edenlere “siz hangi arşivlere girdiniz?” diye sormaya hakkımız yok mu? Yazarın alıntıladığı Marx, Engels, Lenin, Troçki, Stalin, Carr, Cliff vb klasik veya tanınmış teorisyenlerin tanınmış eserleri “tozlu arşivler” mi oluyor?

Ben bir tarihçi olarak tozlu arşivleri önemsiyorum çünkü 1991'den sonra Rusya'da gerçekten de arşivler üzerinde çok önemli bir mücadele oldu ve arşivlerden önemli belgeler yayımlandı ve yayımlanıyor. Örneğin Yuriy Jukov gibi ciddi tarihçilerin Stalin hakkında ezber bozan ciddi çalışmaları yayımlandı. Bu çalışmaların çoğu Rusçadan başka dillere çevrilmedi ancak Batılı sovyetolojide bile “revizyonist” eserler belirdi, totalitarizm teorisi sorgulanmaya başladı. Oysa bizim yazar bunlardan haberdar olmadığı gibi Batılı antikomünist sovyetologların bile artık Stalin'e atfetmediği veya eskisi kadar kesin konuşmadığı eylemleri bile Stalin'e mal ediyor. Örneğin Kirov'un 1934'te öldürülmesi hakkında şöyle diyor: “Tarihçilerin çoğu bu olayı Stalin'in planladığı görüşündedir. Böyle olsa da, olmasa da, sonuçta kendi yerine uygun görülen bir rakip ortadan kalkmış oluyordu; ayrıca terörü tırmandırıp diğer muhalifleri yok etmek için de bir neden bulunmuş oluyordu”.

Afedersiniz ama siz hangi tarihçilerden söz ediyorsunuz? Kirov cinayeti konusunda arşivlerden Stalin'i suçlayacak bir belge çıkmamıştır. Hem Stalin'in sağ kolu olan Kirov neden Stalin'e rakip olsun ki? Siz buna dair hangi arşiv belgelerini buldunuz? Hruşçov ve Mikoyan gibi oportünist unsurlar ne zamandan beri güvenilir tanık oldular? Bunlar sizin yozlaşmış bürokrasi dediğiniz adamlar değil mi? Şimdi itibarlı mı oldular?

Bu yazıda kitaptaki bütün iddiaları ve konu başlıklarını tek tek ele almam mümkün değil. Kısaca söylemek gerekirse yazar Troçkizmin bilinen tezlerini bunları yeni keşfetmiş bir eski Stalinistin heyecanıyla savunuyor. Yeni bir dine giren insanın daha dindar, daha ortodoks olması gibi bir durum. Bu noktada yazarı biraz anladığımı sanıyorum, çünkü benzer duyguları bir zamanlar ben de yaşadım. Sosyalizmin çözülüşünün yarattığı kaos ortamında Troçki'nin bazı tezleri bana da çekici gelmişti. Stalin'den şüphe duyduğum yıllar benim için de şu Hadi Uluengin denen Maocu döneğin ifadesiyle söylersek bir tür “cinnet yılları” oldu. Ancak bir süre sonra tarihin serin rüzgarı bütün kuşkularımı dağıttı.

Şimdi konunun özüne girmeye çalışalım. Bence SSCB'de sosyalizmin yaşanmış olup olmadığının temel ölçütü şu veya bu teori değildir. Teoriyi küçümsediğimden değil, ancak somut durumun somut tahlili gerekiyor. Sosyalizmi somut bir biçimde tanımlamak gerekiyor. SSCB'de işsizlik yoktu, tam istihdam vardı ve hiç kimse işsiz kalmaktan korkmuyordu. Bu çok önemli bir olgudur. Aynı şekilde SSCB büyük bir coğrafyada kapitalist ülkelerin elli veya yüz yılda aldığı gelişme mesafesini on yılda almıştır. Bu da bir olgudur. SSCB'de sömürü yoktu, insana müşteri değil insan gözüyle bakılıyordu, herkes insan onuruna yakışır koşullarda yaşıyordu. Kimse gelecek kaygısı taşımıyordu. Eğitim ve sağlık bedava idi. Bilimde, sanatta ve sporda Sovyet insanı tüm dünyada ön sıralarda yer alıyordu. Ulusal sorun çok büyük ölçüde çözülmüştü. Belli ölçüde yozlaşmaya rağmen eşitlik vardı, bürokrasinin çok sözü edilen ayrıcalıkları aslında önemsiz şeylerdi. Nitelikli bir işçi bir bakan kadar kazanabiliyordu. Bir bürokrat devlet malını çalsa bile harcayamıyordu, çünkü hem lüks tüketim malları (örneğin lüks otomobiller) yoktu hem de kaynağını açıklayamadığı bir serveti ortaya çıkaramıyordu. Örneğin ikinci bir ev satın alamıyordu.

SSCB'deki sosyalizmin artılarını ve eksilerini somut, ölçülebilir şeyler üzerinden değerlendirmek gerek. Bana göre, sadece tam istihdam bile hiçbir zaman hiçbir kapitalist ekonominin sağlayamayacağı çok önemli bir kazanımdır. Ben buna ve öteki somut kazanımların toplamına sosyalizm diyorum. Peki ya demokrasi diye sorulabilir. Tabii orası daha az somut bir alan ancak tamamen soyut değil. İlerde açıklamayı umarak şimdilik şu kadarını söyleyeyim: SSCB'de sorun bazılarının sandığı gibi daha az demokrasi değildi. Ayrıca yine başka bir yazıda ele almayı umarak şunları da ekleyeyim: Bürokrasi kötülüğün ve yozlaşmanın simgesi olmadığı gibi işçi sınıfı da sosyalizmin garantörü değildir. Yugoslavya ve Polonya'da sosyalizmin sonunu getiren özyönetim deneyimi ve bir işçi sendikası olan Solidarnoşç olmuştur. Sosyalizmde para, sürekli ordu ve bürokrasi neden olmasın ki? Bürokrasi, para ve ordu teknik olarak gerekli, çoğu zaman da zorunlu birer araçtır. İyi kullanılırsa hepsi gayet yararlıdır.

Peki ya Marx'ın ve Lenin'in sözleri ne olacak denirse yanıtım gayet açıktır: 1) Marx'ta sosyalizmin kuruluşuna dair işe yarar pek az bilgi vardır. O esas olarak kapitalizmi çözümlemiştir. Sosyalizm ve komünizm hakkında konuştuğu zamanlarda ise malesef pek soyut ve hatta bazen anarşizandır. “Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” ne demek ki? Kulağa hoş geliyor ancak bilimsel değil, insan ihtiyaçlarının sınırı olmadığına göre herkese ihtiyacına göre vermek hiçbir zaman söz konusu olamaz.

2) Lenin'in belki de en büyük günahı Marx'a duyduğu aşırı saygıdan dolayı onu hiçbir yerde eleştirmemiş olmasıdır. Devlet ve Devrim'de sürekli ordu ve bürokrasi hakkında söyledikleri de Marx'ın ütopik bakışından kurtulamamış olmasından dolayıdır. Politikada ve pratikte bu türden ütopizmleri kolayca aşmış olan Lenin'in yer yer ütopizme kaçan bu eserini reddetmek zorundayız. Ayrıca Lenin'in sosyalist kuruluşa ilişkin temel sorulara yanıt vermeye ömrü yetmemiştir.

3) Stalin'in günahı da Lenin'e duyduğu aşırı saygıdan dolayı onu hiçbir yerde eleştirmemiş olmasıdır. Oysa örneğin ulusal sorunda tarih Lenin'i değil, Stalin'i haklı çıkarmıştır.

Gelecek yazımda tartışmayı sürdüreceğim.

www.sol.org.tr (19 Mayıs 2009)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Cemo
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 128
Yaş : 34
<<>> :
Kayıt tarihi : 03/09/08

MesajKonu: Yaşanmış Sosyalizm (2) - Candan Badem   Çarş. Haz. 24, 2009 12:19 am

Yaşanmış Sosyalizm (2) – Candan Badem

DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - RUSYA ve ESKİ SOVYET CUMHURİYETLERİ Yazıları


Geçen yazıda kaldığım yerden tartışmaya devam ediyorum.

Benim “geçiş toplumu” terimine teorik olarak bir itirazım yok. Ancak sorun şu ki hiçbir toplum uzun süre muallakta kalamayacağı gibi, geçiş toplumuyuz demek de insanları sosyalizmi kurmaya yeterince motive etmez. Bu söz sağcıların Türkiye için uydurdukları şu köprü benzetmesini andırıyor. Neymiş efendim, biz Avrupa ve Asya arasında köprü görevi görüyormuşuz. İyi de bizim (yani Türkiye'nin) kendine ait bir kimliği ve kültürü yok mu? Peki biz neyiz o zaman? Biz sadece iki şeyin arası veya aracısı mıyız?

Bizim bu soruları sorduğumuz gibi Sovyet toplumunun da sorması kaçınılmaz idi. Sosyalizmi kurmak isteyene sosyalist dediğimize göre sosyalistlerin iktidarda olduğu ülkeye de sosyalist demek pratik bir zorunluluktur. Elbette sosyalistlerin iktidarda olması o ülkede sosyalizmin tam olarak kurulduğu anlamına gelmez. Ama bu iradenin var olduğu anlamına gelir. Başka türlü nasıl olacak? Sosyalizmi kurmak için özveriyle çalışmış olan birinci kuşaktan milyonlarca Sovyet insanı acaba biz sadece geçiş toplumuyuz sloganıyla motive edilebilir miydi? Sosyalizmi inşa etmiyorsak neyi inşa ediyoruz ki o zaman diye sormayacaklar mıydı? Dünya devrimi iyi güzel de o zamana dek ne yapacağız? Binayı nasıl olsa tam olarak bitiremeyeceğiz diye temelini atıp en azından kaba inşaatını da mı bitirmeyeceğiz? Tabii bu arada inşa etmekle kalmayıp içine de gireceğiz. Yoksa hala geçici çadırlarda oturup dünya devrimini mi bekleyeceğiz?

Nitekim Stalin de 1936'da sosyalizmin kurulduğunu ilan ederken, tam olarak değil “temel olarak” kurulduğunu söylüyor. İlginçtir, yazar Stalin'in sözlerini alıntılıyor (sf 46) ancak sanki okuduğunu anlamamış gibi davranmaya devam ediyor. Sorun nedir? “Temel olarak” ifadesinin neresi anlaşılmıyor? Bir an için tek ülkede sosyalizmin tamamlanamayacağını kabul etsek bile o ülkede sosyalizmin esas olarak veya temel olarak kurulduğunu niye kabul etmeyelim? Hem tek ülke dediğimiz şeyin çok geniş bir coğrafyaya yayılmış ve zengin doğal kaynaklara sahip dev gibi bir ülke olmasının bir önemi yok mu?

1934'teki kongrede Kirov'un Stalin'in yerine geçirilmek istendiğinin tanığı kimdir? Stalin'den kişisel nedenlerle nefret eden Hruşçov ve Mikoyan! Turan, Kirov'un güya Stalin tarafından öldürtüldüğünü göstermek için de yeminli komünizm düşmanı Aleksandr Yakovlev'e başvuruyor. Perestroyka ve glasnost'un ideologluğunu yapmış ve Sovyet sosyalizmini yıkmış olmakla övünen şu büyük hain Yakovlev'e! “Tozlu arşiv” belgesi dediğiniz bunlar mıdır? Bunların sözlerini niye doğru kabul edelim? Bir insan hakkındaki bilgiyi sadece onun düşmanlarından almak doğru mudur? Kendisine sosyalist diyen biri Yakovlev gibi tescilli bir hainin Stalin hakkındaki sözlerine inanır mı? Bu hainlerin sosyalizmi yıkmak için 1987'den itibaren Stalin hakkında her gün yüzlerce yalan uydurmuş olduğunu bilmez mi? Anti-Stalinist kampanyanın sosyalizme karşı kampanyanın en büyük bileşeni ve temel dayanağı olduğunu görmez mi?

Turan, Stalin'in karısı Nadejda'nın 1932'deki ölümü hakkında Stalin'in kızı Svetlana'nın mektuplarına başvuruyor. Svetlana burada babasını suçluyor ve annesinin ölümüne siyasal bir renk katmaya çalışıyor. Tabi Stalin karşıtı her malzemeye mal bulmuş Mağribi gibi sarılan yazarımız da onun sözlerini aktarıyor. İyi ama aynı Svetlana Alliluyeva Kirov'un ölümü hakkında konuşurken Stalin'in onu pek sevdiğini ve ölümüyle bir ilgisi olamayacağını da yazıyor. Bunu neden aktarmıyorsunuz? İşinize gelmediği için mi?

Ulusal sorunda tarihin Lenin'i değil Stalin'i haklı çıkardığını yazdım. Şöyle: SSCB'nin kuruluşunda Lenin ayrılma hakkına sahip cumhuriyetlerin gönüllü bir birliğinden yana iken Stalin ayrılma hakkını içermeyen özerk cumhuriyetlere sahip bir Rusya federasyonundan yana idi. Ayrıca Lenin Rus şovenizmine karşı Rus olmayanların milliyetçiliğini bir ölçüde hoş görürken Stalin Rus olmayan milliyetçiliklerle mücadelede daha kararlı idi. Polonyalı Derjinskiy ve Gürcü Stalin örneğin Polonya ve Gürcü milliyetçiliklerinin ne kadar tehlikeli olabileceğini Lenin'den daha iyi görmüşlerdir. Ancak sonuçta Lenin'in dediği oldu. Ayrıca Lenin'in otoritesi öylesine muazzam idi ki Stalin Lenin'in ölümünden sonra da onun yolundan ayrılmadı ya da ayrılamadı. Lenin zamanında olmayan ya da özerk cumhuriyet düzeyinde olan Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Özbekistan gibi yeni Birlik cumhuriyetleri Stalin zamanında kuruldu. Kuşkusuz bunlar sadece Stalin'in değil partinin ve özellikle de bu halkların da talebiydi. Ancak Sovyet iktidarının kendi eliyle kurduğu cumhuriyetlere ayrılma hakkı vermesi bence yanlış idi. Hele hele Ukrayna ve Belarus gibi Rusya'nın bir parçası olan ve hiçbir zaman ayrı bir devlet olmamış bölgelere ayrılma hakkı olan Birlik cumhuriyeti statüsü vermek tamamen yanlış idi. Nitekim SSCB'yi yıkan ayrılıkçı Ukrayna ve Belarus yönetimleri olmuştur. Stalin Lenin'in hatasını sürdürmüştür. Evet Ukrayna ve Belarus Birleşmiş Milletler'de SSCB'ye fazladan iki oy daha getiriyordu ancak iki oy için onlara bu statüyü vermeye değer miydi?

Tek ülkede sosyalizmin kurulabilirliği teorisi sosyalizmin coğrafyasının genişlemesine engel olmamıştır. Neden olsun ki? Ben tek ülkede sosyalizmin kurulabileceğini düşünüyorum demek herhalde dünya devrimini istemiyorum demek değildir. Nitekim İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sosyalizm Doğru Avrupa'da, Çin'de, Vietnam'da, Kore'de ve Küba'da yayılmıştır. Peki Stalin'i beğenmeyip dünya devrimi diyenler nerede devrim yapmışlardır? Ya da şöyle soralım: İngiltere, Almanya ve Fransa'daki veya başka yerlerdeki sosyalist, sosyal demokrat ve komünist partiler devrim yapıyordu da Stalin mi engel oldu? Yoksa Stalin'in ve Bolşevik partinin etkisiyle biraz radikalleşmiş olan bu reformist partiler Hruşçov'un 1956'da Stalin hakkındaki yalanlarından sonra bu yalanları bahane edip asıllarına mı döndüler?

Yazar Marx'ın ya da Marksist teorinin herhangi bir noktada yanılmış olabileceğini kabul etmediğinden olacak Kuran'dan ayet indirir gibi bize bol bol Marx'ın ve Lenin'in sözlerini alıntılayıp bakın Stalin bunlara nasıl da ters düşüyor diyor. Gerçi yukarıda gördüğümüz gibi bazen Stalin'den okuduğunu anlamak istemediğini de düşündürüyor ancak bazen gerçekten de doğru bir biçimde bir fark yakalıyor. Örneğin şöyle yazmış: “Stalin sosyalizmde devletin güçleneceğini kabul etti. Ama Marksist teoride, devrimden sonra devletin giderek sönmesi, komünizmde yok olması gerekiyordu”. Evet doğru, Stalin teoriyi değiştiriyor, gerçi o bunu kabul edecek kadar cesur değil, ancak sonuçta doğru yapıyor. Neden değiştirmesin? Marksist teori değiştirilemez kutsal kitap mı? Marx yanılmış olamaz mı? Sosyalizmde devlet neden güçlenmesin? Ekonomide devletin rolü artarken başka türlü nasıl olacaktı ki? Önemli olan bu devletin kime hizmet ettiği değil mi? Şimdi elimizde 70 yıllık bir deneyim varken biz hala Marx'ın dediklerini mi tartışacağız? Sovyet deneyinden bir şey öğrenmeye çalışmak, pratikte ne türden sorunlara ne türden çözümler getirildiği veya getirilemediğine bakmak yerine Marx'a ne kadar uygun olduğuna mı bakacağız? Örneğin sosyalizmde ücret eşitlikçiliği nasıl olmalı gibi bir soruya verilecek yanıtı Marx'ta, Engels'te ya da Lenin'de aramak gerçekçi midir?

Anti-Stalinizmin pek sevdiği bir tema da Lenin'in sözde vasiyetidir. Sözde vasiyeti diyorum çünkü Lenin herhangi bir vasiyet yazmamıştır. Evet Stalin'e kaba demiştir, genel sekreterlikten alınsın demiştir ancak bu bir vasiyet değildir, sadece bir nottur. Ağır hasta bir adamın geçici tepkileridir, nitekim bu notu yazdıktan çok geçmeden Stalin'le yine samimi olarak görüşmüştür. Stalin'le arasını açan da karısı Nadejda Krupskaya'nın parti kararına karşı gelen işgüzarlığıdır. Krupskaya doktorların açık yasağına ve Politbüro kararına rağmen Lenin için en iyi olanı ben bilirim havasında davranmış ve Lenin'e vermemesi gereken bilgiler vermiştir. Politbüro'nun Lenin'in sağlığıyla ilgilenmekle görevlendirdiği Stalin de Krupskaya'ya parti disiplinini belki biraz sertçe hatırlatmıştır o kadar. Lenin, Stalin için bir kez “kaba” demiştir ancak öteki Bolşevik önderler için birçok kereler çok daha ağır siyasi ifadeler kullanmıştır. Örneğin Buharin'in diyalektiği anlamadığını söylemiştir. Troçki'nin işlerin idari yanına fazla düşkün olduğunu söylemiştir. Bolşevik olmayan geçmişini hatırlatmıştır. Kamenev ve Zinovyev'in Ekim devrimini burjuva basınında ihbar etmiş olduklarını hatırlatmıştır. Bütün bunlar içinde Stalin'in “suçu” pek hafif kalmaktadır. Stalin Lenin'in en sadık öğrencisi olmuştur. Her ne kadar aşırı saygısından dolayı teoride Lenin'i asla eleştirmemiş ise de politikada Lenin'in davasını en iyi taşıyacak bir önder olduğu parti tarafından onaylanmıştır. Ayrıca genel sekreterlik makamından dört kez istifa etmiş ancak her seferinde istifası reddedilmiştir.

Gelecek yazımda tartışmayı sürdüreceğim.

www.sol.org.tr (26 Mayıs 2009)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Cemo
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 128
Yaş : 34
<<>> :
Kayıt tarihi : 03/09/08

MesajKonu: Geri: Yaşanmış Sosyalizm - Candan Badem   Çarş. Haz. 24, 2009 12:21 am

Yaşanmış Sosyalizm (3) – Candan Badem

DÜNYA SOLA DÖNÜYOR - RUSYA ve ESKİ SOVYET CUMHURİYETLERİ Yazıları


2 Haziran 1937 günü yani bundan tam 72 yıl önce Nikolay Buharin yargılandığı davada ilk kez itiraflarını içeren ifadesini imzaladı. O zamandan beri birçok sosyalist Buharin'in suçsuz olduğunu ve itiraflarının düzmece olduğunu düşünüyor. Acaba bütün kanıtlara ve itiraflara rağmen Buharin'in suçsuz olduğunu düşündüren nedir? Gerçekten suçsuz olduğunu gösteren kanıtlar var mıdır? Benim bildiğim kadarıyla yoktur. 1988'de Buharin'i rehabilite eden Gorbaçovcu Politbüro komisyonu da herhangi bir kanıt sunmamıştı. Zaten Gorbaçovcu hainlerin derdi Buharin falan değildi, onlar kapitalist restorasyonu Buharinci NEP'e geri dönüyoruz diye pazarlamak için Buharin'den yararlanmak istiyorlardı, o kadar. Ancak yine de Buharin'in suçlu olmasına akıl erdiremeyen samimi sosyalistlerin sayısı az değildir. (Bir zamanlar ben de öyle düşünmüştüm). Buradaki mantık basit ama ilk bakışta epey güçlüdür: Ekim devriminin önderlerinin birçoğu ve bu arada Buharin nasıl olur da devrime ihanet eder?

Kuşkusuz Gorbaçov gibilerin ihanetini görmüş olan bizler için ihanet çok şaşılacak birşey değil, ancak Buharin'in Gorbaçov'dan farkı olduğunu da kabul etmeliyiz. Buharin gerçekten de çözümlenmesi zor bir karakterdir. Bu konuda tarih henüz son sözünü söylememiştir ve arşivler tamamen açılmamıştır. Dolayısıyla gerçeğin tamamını bildiğimizi iddia edemeyiz.

Sonuç olarak kendilerini harekete geçiren güdüler ne olursa olsun Buharin, Kamenev, Zinovyev, Troçki ve öteki muhalifler Sovyet hükümetini devirmek için yasadışı örgüt kurmuşlardır. Bununla da yetinmemiş düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla emperyalistlerle ilişki kurmuşlardır. M. İnanç Turan, Stephen Cohen'den bol bol alıntı yapıyor ancak Cohen'in kitabının 1980'de yayımlanmasından sonraki yeni yayınlardan habersiz görünüyor ya da işine gelmediği için bilmezlikten geliyor. Cohen, Robert Service, Robert Conquest ve Richard Pipes kadar olmasa da yine de bir antikomünisttir.

2007 yılında Grover Furr ve Vladimir Bobrov Buharin'in 2 Haziran 1937 tarihli itiraflarını ilk kez yayımlamışlardır. Grover Furr ayrıca yazılarında mevcut tüm bilgilerin Buharin'in suçlu olduğunu gösterdiğini sağlam bir biçimde göstermektedir. Ayrıca Rus tarihçi Yuriy Jukov (Mareşal Jukov'la bir ilgisi yok) Stalin üzerine arşiv belgelerine dayanan çok önemli iki kitabında (İnoy Stalin ve Stalin: Taynı Vlasti) Stalin'in 1930'larda ve 1945'ten sonra verdiği demokratikleşme mücadelesini anlatmıştır. Furr, Jukov ve başka kaynaklara dayanarak “Stalin and the Struggle for Democratic Reform” adlı yazısını yazmıştır. Bu yazı internette mevcuttur. Okurlara ve Turan'a bu yazıyı okumalarını tavsiye ediyorum.

Öte yandan ben Troçkizmi bütün yanlışlarına rağmen sosyalist bir hareket olarak görüyorum. Ancak SSCB'nin çözülüşü sürecinde malesef birçok Troçkist nesnel olarak karşı devrimcilerle işbirliğine girmiştir. Bunlar SSCB ve Doğu Avrupa'da sosyalizmin yıkılışına sevinmişler, önce Gorbaçov'u sonra da Yeltsin'i Stalinist bürokrasi ile mücadele ediyor diye desteklemişlerdir. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi bu kez Yeltsin denen ayyaş karşıdevrimciyi Stalin'e benzetmişlerdir. Örneğin kendisine marksist bir iktisatçı olarak saygı duyduğum ve başyapıtı olan Geç Kapitalizm'i Türkçeye çevirmiş olmaktan gurur duyduğum Ernest Mandel 1980'lerde ve 90'larda antibürokratizm adına Gorbaçov'u, Saharov'u ve Yeltsin'i destekledi. Son ana kadar kapitalist restorasyonu bir türlü görmek istemedi. Hatta öylesine ileri gitti ki 23 Mart 1990'da “Mevcut durumda, reformcu Boris Yeltsin devasa bürokratik aygıtın küçültülmesini isteyen eğilimi temsil ediyor. Böylelikle o, Troçki’nin açtığı yolda ilerlemektedir” bile dedi. Ağustos 1991'deki Gorbaçov'a karşı başarısız müdahale girişimi sırasında Yeltsin'i destekledi. (Bu konuda ayrıntılı ve Troçkizmi çok daha sert bir biçimde eleştiren bir yazı için Ludo Martens'in stalinkaynak.com adresindeki yazısına bakılabilir). Buharin'in nasıl hain olabildiğine akıl erdiremeyenlere şunu sorabilir miyiz: Marksist bir iktisatçı ve bir sosyalist olduğundan kuşku duymadığımız Ernest Mandel nasıl oldu da Yeltsin'i över hale hale geldi? Bu da mı Stalinistlerin bir oyunu?

Geçen yazımda değindiğim ulusal sorunda Lenin'in hatası konusunu biraz daha açmak istiyorum. Lenin'in Sovyet devletini Rusya federasyonu içinde özerk cumhuriyetler yerine egemen cumhuriyetlerin gönüllü birliği yani bir çeşit konfederasyon olarak tasarlamasının kuşkusuz bir sebebi vardı. Açıkçası 1922 yılında bile Lenin hala yakın gelecekte bir dünya devriminden umudunu kesmemişti. Lenin dünya ve özellikle Avrupa proletaryasını Sovyet devleti modeline çekmek ve onunla bütünleşmeyi teşvik için böyle bir gönüllü konfederasyon modelini benimsedi ve açık söyleyelim parti önderliğinin neredeyse tamamının muhalefetine karşın dediğini yaptırdı. Çünkü mükemmel bir polemikçi ve eşsiz bir politikacı olan Lenin'in parti içinde muazzam bir otoritesi vardı ve gerektiğinde tüm partiyi karşısına almaktan çekinmiyordu. Kaybettiği hiçbir polemik olmamıştı. MK üyeleri için değilse de sıradan parti üyeleri için parti içi görüş ayrılıklarında İlyiç'i desteklemek bir alışkanlık haline gelmişti. (Nitekim Lenin'in Ocak 1923'teki son yazılarından birinde MK üye sayısını artırmak istemesi muhtemelen MK içindeki nüfuzunu artırmak içindi. Açıkçası Lenin yeni üyelerin kendisinden yana olacağını düşünmüş olmalıdır).

Lenin'in SSCB için ilk düşündüğü ad Avrupa ve Asya Sosyalist Cumhuriyetler Birliği idi. Böylece ilerde olacak devrimlerle kurulacak sosyalist devletlerin bu birliğe katılmasını bekliyordu. Ayrıca böylece ezilen halkların güvenini kazanmayı ve İngiliz sömürgeciliğine karşı güçlü bir propaganda silahı elde etmeyi umuyordu. Önemli siyasi konularda Lenin'le hiçbir zaman ters düşmemiş olan Stalin de ona uymak zorunda kaldı. Ancak yine de Stalin Lenin'in aksine yerel bakanlıkların merkeze daha fazla bağlı olmasını sağladı. Yani Lenin'e kalsaydı birlik cumhuriyetleri içişlerinde daha fazla serbest kalacaklardı. Açıkçası Lenin naif davranmıştı. Avrupa proletaryasının devrim yapmakta acelesi yoktu. Lenin 1924'te öldü ve parti içinde önderlik mücadelesi başladı. Artık yeni durumlarda ne yapılacağına ilişkin otoriter bir ses yoktu ve Lenin böyle durumlarda ne yapardı sorusu farklı yorumlara tabi idi. Kuşkusuz siyasal sermayesinin çok büyük kısmı Lenin'in sadık öğrencisi olmak üzerine kurulu olan Stalin'in herhangi bir konuda bariz bir biçimde Lenin'in lafzına ters düşmesi mümkün değildi. Hatta 1930'larda bile, yani parti içindeki önemli rakipleri elendiğinde bile Stalin'in Lenin'in manevi otoritesi ile ters düşmesi çok zordu. Bu durumda hemen Leninizmden ayrılmakla suçlanırdı. Oysa Lenin yaşasaydı büyük olasılıkla kendisi hatasını görüp federasyona geri dönerdi.

Peki Stalin'in daha fazla merkeziyetçi olması onun daha az demokratik olduğu anlamına gelir mi? 1936 anayasası neler getirmiştir? Bu konuyu gelecek yazımda tartışmak istiyorum.

www.sol.org.tr (2 Haziran 2009)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Yaşanmış Sosyalizm - Candan Badem   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Yaşanmış Sosyalizm - Candan Badem
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» DJ GÖKSEL CANDAN REMİXES 2009-2010 V.İ.P

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
enternasyonal-forum :: Siyaset :: Köşe Yazıları-
Buraya geçin: