radyo, siir, network, foto, sohbet,,,,
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
En son konular
» Grup Yorum
C.tesi Mayıs 01, 2010 7:34 pm tarafından beko_lg

» Din Konusuna Yaklaşımda İpuçları - Metin Çulhaoğlu
C.tesi Mart 20, 2010 4:08 pm tarafından Cemo

» Turhan Selcuk
C.tesi Mart 13, 2010 12:40 am tarafından mahir_che

» 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün 100. Yılında Buluşma Noktaları
Cuma Mart 05, 2010 11:32 pm tarafından Cemo

» Yeni bulusma yerimiz
Cuma Mart 05, 2010 5:20 am tarafından Yoldaş

» Adobe Acrobat 9.2.0 Professional Extended
Paz Şub. 28, 2010 8:08 pm tarafından mahir_che

» Tekel Iscilerinin Direnisi
Paz Ocak 31, 2010 5:06 pm tarafından mahir_che

» Ugur Mumcu Cinayetinde son durum;
Paz Ocak 31, 2010 4:41 pm tarafından mahir_che

» .................
C.tesi Kas. 14, 2009 2:14 pm tarafından faruknur

» Acronis True Image
Paz Kas. 01, 2009 2:05 am tarafından mahir_che

En iyi yollayıcılar
Cemo
 
isyan_ateşi
 
mahir_che
 
turgay06
 
Admin
 
talatcocu
 
Red_hangman
 
cirkin kral
 
ATHENA
 
beko_lg
 
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 77 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 3:57 pm tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 55 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: TuErSa

Kullanıcılarımız toplam 196 mesaj attılar bunda 136 konu

Paylaş | 
 

 Okumak Güzel Şeydir

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Cemo
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 128
Yaş : 34
<<>> :
Kayıt tarihi : 03/09/08

MesajKonu: Okumak Güzel Şeydir   Salı Ekim 20, 2009 10:38 pm

Okumak Güzel Şeydir

Yazar şöyle diyordu gazetedeki yazısında:

“Ulusun büyük çoğunluğunu meydana getiren halk yığınları, bütün zenginliklerin, bütün değerlerin gerçek yaratıcısı, sosyal gelişmenin biricik itici kuvvetidir. Üstelik bu işin ağır yükünüde onlar taşırlar. Bundan dolayı emekçi halk yığınlarının hak, hürriyet ve menfaatleri için mücadele etmek, aslında Türk ulusunun bütününün hakları, hürriyetleri ve yüksek menfaatleri için mücadele etmektir.”

Gazete o gün bütün yurda dağıldı. Yazıyı çeşitli çevrelerden çeşitli kimseler okudular. Bu çeşitli çevrelerin çeşitli kimselerinin çeşitli izlenimlerinin toplamı, o günkü kamoyunu meydana getirdi. Kamoyu domalan mantarı gibi bişeydir; hava koşullarına göre domalır: ya hızlı, ya ağır; ama mutlaka büyük kentlerde domalır; hem de büyük kentlerin okumuşlar ve varlıklılar çevresinde…

Amerikalı denizciler dövizlerini Türk kızlarına bıraksınlar diye Amerikan Altıncı Filosu İzmir limanına sokuluyordu. Halkı zeytinyağından tiksindirmek, Amerikan soya yağına muhtaç hale getirmek için bir zeytinyağı firmasına büyük paralar veriliyordu. Cepleri banka kredileriyle şişirilmiş birtakım kimselere özel okullar açtırılıyordu. Sosyalizm gelmesin diye işsiz işçiler ve topraksız köylüler yurtdışına süpürülüyor; eski borçların faizlerini karşılayacak yeni borçlar için yardım toplama ekipleri yurtdışında mekik dokuyordu. İşte tam bu sırada, gazetedeki yazıyı bir hamal okuyor, iki hamal dinliyordu. Dinleyenlerden biri,

“Yani ne dimek isdiyo?” dedi. “Ucuzluk olacak mı, olmayacak mı?”

Öbür dinleyen,

“Kör müsün len” dedi. “İşte her bir şeyi deyo… Bu işin ağır yükünü hamallar daşır ve de bu yüzden melmeket töbeler ossun galkınamaz, deyo.”

“Başka ne deyo? Hepiciği o gaden mi?”

Gazeteyi okuyan hamal,

“Başka bişey demeyo” dedi. “Bize göre bi laf yok. Dinden imandan bahsitmedikden kelli… Hamallar, deyo, yükleri daşır ve de iterek götürürler, melmeket namına çalışırlar, deyo”

Yazıyı o sırada bir fıkra yazarı da okuyordu.

“Benden bahsetmiyor” diye düşündü. “Ne yapsamda şununla bir polemiğe girsem? Ah, şu köşe benim elimde olacak ki!.. Patronu mutlaka görmeliyim ve bu herifin aşşağılık bir solcu olduğunu söylemeliyim. Ne yapıyorsun sen, beyefendi? Yılan besliyorsun koynunda, yılan! Ne tutuyorsun bu solcuyu gazetende? Bunu yapmakla kime hizmet ettiğinin farkında mısın? Ne diyorlar senin için, biliyor musun? Fıs fıs kıs. Kos kos kos… miş miş miş… cek cek cek…”

Yazıyı o sırada bir senatör de okuyordu.

“Bunlar komonist edebiyatı” diye söylendi. “Emekçi halk, yığın, zenginliklerin yaratıcısı, değerlerin yaratıcısı, itici kuvvet… nedir bunlar? Herifler iyice azıttılar. Düpedüz bolşevik edebiyatı yapıyorlar. Bu savcılar uyuyorlar mı allahaşkına?

Karısı,

“Yine tansiyonun yükselecek” dedi, “Okumasana şu pis şeyleri! Memleketi kurtaracak bir sen mi kaldın?”

Senatör iyice celallendi:

“Kaç defa söyledim arkadaşlara; yahu dedim, toplayalım şunları, sürelim memleketten. Fakat yanaşmadılar. Öyleyse, dedim, kısırlaştıralım bunları, keselim zürriyetlerini. Ona da yanaşmadılar. Şimdi işte böyle azıttılar, kanlı mücadeleye çağırıyorlar baldırı çıplakları. Benden günah gitti. Tarih benim uyarmamı yazacaktır elbette…”

Karısı,

“Elbet de yazar” dedi. “Şu memleketi seven kaç kişisiniz ki?”

Yazıyı o sırada bir savcı yardımcısıda okuyordu. Söylendi:

“Bakan da sanıyor ki vazife yapmıyorum ben… İşte, bal gibi suç var bunda. Fakat bilirkişi bulamıyoruz. N’apayım ben? Hey Allahım, şu sırada da Hakkâri’ye, Siirt’e gidilir mi yani? Sayın Bakanım, emirlerinizi harfiyyen yerine getiriyorum, fakat…”

Yazıyı o sırada bir Türkçe öğretmeni de okuyordu.

“Bir fikir ne kadar iyi, güzel, yüksek olursa olsun, iyi ifade edilmedi mi beş para etmez. Bence, soğuk bir yazı bu. Ben olsam, şu cümleti şuraya, şu paragrafı da şuraya alırdım. Noktalamayı hiç bilmiyor bu yazar. Kim bilir belki doğru dürüst Türkçe dersi de görmemiştir” diye düşündü ve düşündüklerini de “öztürkçeci” diye bilinen bir öğretmen arkadaşına açtı. Arkadaşı,

“Hiç tahammül edemem doğrusu!” dedi. "Nedir bu hürriyet, menfaat, mücadele, hak, hukuk, medeniyet gibi tilcikler? Türk lisanına hiç mi hürmetleriyok bu gazete muharrirlerinin? Dil bütünlüğü olmayan yazıları maalesef okuyamıyorum kardeşim. Dil bütünlüğü demek, mantık ve muhakeme bütünlüğü demektir. Dilde ilerici olmayan kişinin muhakeme silsilesine itimat edemem doğrusu, Bu itibarla, beni mazur gör.”

Yazıyı o sırada, Odalar Birliğinden bir kalator da okuyordu. Odalar Birliği gazetesinin yazı işleri müdürünü çağırttı.

“Bana bak” dedi, “Prof. Dr. Mükrimiddin Tanrıverdi Beyi ara, şu yazıyı okusun ve bu sayımız için şöyle oturaklı bir makale yazsın. Emek, emekçi, emek, emekçi… Yığın, halk, hürriyet, hak, itici mitici… N’oluyor bunlara böyle? Köpeksiz köymü burası! Milli sermayeyi ürküten bu Bolşevik bozuntularına iyi bir ders vermenin günü geldi artık! Benden de selam söyle Mükrimiddin Beyfendiye, oturaklı olsun makale, olur mu?"

Yazıyı o sırada, hastanenin kapısı önünde bekleşen hastaların sahiplerinden biri de okuyordu. Yarısına gelince vazgeçti okumaktan, öteki sayfalara bakmaya başladı. Çıplak bir dansözü yanındakilere göstererek,

“Emme de avrat, ha!” dedi. “Şindi, bunnarınan yatmak içün gaç yüz pangunot ilazım ki?

Öbürü çekip aldı gazeteyi elinden.

“Teneşire bi üfürük borcun galmış bre herif” dedi, “böölesi avratlarınan yatmak da senin neyine ki?”

Dehşetli bozuldu beriki,

“Yok canım” dedi, “yatacağımdan değel… Hanı, söz temsili dimek isdiyom.”

Öbürü, gazetenin bir başına, bir sonuna baktıktan sonra, yazıyı okumaya koyuldu.

“Ne varısa işde bunnarda var” dedi. “Madema ki okumasını biliyon, bunnarı oku da zehnin açılsın. Baksene ne deyo adam…”

Ve sesli okumaya başladı.

Beriki, hastasının sapsarı yüzünü örtenkirli yazmanın ucunu çekiştirirken,

“Guru lafı n’idiyim ben!” dedi. “Derdimize bi çare bulan yok ki… Oğlan getti eskere… Bu dirsen, işte bööle… Ben dirsen, beş aydır iş arıyom, bulamıyom. İrezil olduk tekmil! Guru lafları n’idiyim ben? Ulus deyo, emekçi deyo, bilmem ne deyo… Kimmiş o ulus didiği, kimmiş o emekçi didiği? Bir kerem, bizim melmekette emekçi var mı yok mu, sen ona bak hele! Emekçi didiğin senin, pavlikator dimektir, mötahhit dimektir, böyük şirket dimektir.”

Yazıyı, o sırada, dilekçesini kovalamak için başkente gelmiş bir kasabalı da okuyordu. Gazeteyi dürdü, büktü, cebine soktu.

“Emekçinin aklı olsa emekçi olmaz” dedi. “Elin adamı vurgununu vurup durur. Bizim gibi enayiler de dilekçe peşinde koşturur. Göndereyim İbo Kâhyaya da cigara sarsın kâadına” dedi.

Yazıyı o sırada bir genelev kadını da okuyordu.

“Şu yazar hiç gelmiyor ki buralara yüzünü göreyim bir” dedi.

Kızlardan biri,

“Canı cehenneme!” diye tersledi. “Ötekilerden çok mu farklı sanki? Hepsinin bir atımlık barutu var”

“Açgözlü orospu! Ben sana tüfeğinden, barutundan söz ettim mi? Baksana, bizleri savunuyor bu adam! Okusana şurayı!...”

Beriki, poposunu kapıdan yana iyice açarak uzandı sedire:

“Ben anlamam o dilden.”

Bir başka kız, altın dişlerini parlatarak güldü:

“Bizleri savunacak olsa, dışarda bir sürü! Onun derdi başka… O siyaset yapıyor, değil mi anacım?” Sedirdekinin poposuna sesli bir şaplak indirdi. “Burası Ortakpazar…”

Yazıyı o sırada, greve katılmadığı, hatta grev bozanlık yaptığı için arkadaşlarından temiz bir dayak yiyen petrol işçilerinden biri de okuyordu. Yanındakilere döndü,

“Emekçi memekçi diyerekten bizleri tavlamak istiyor enayi” dedi. “İnsan, bal yediği çanağa pislemez arkadaş! Allah herkesin rızkını tayin etmiştir. Patron arabada gitmezse ben kundura bilem bulamam ayağıma. Patron viski içmezse, ben terkos bilem içemem. Bugün işçiysem, bal ki yarın ben de patron olmuşum. Bu gazata nifak sokuyor milletin arasına.”

Yazıyı o sırada, Almanya’ya gitmek için dilekçesine cevap bekleyen bir köylü de okuyordu.

“Önce bir araba çekerim” dedi. “Soğna bir dabanca, bir de saat… Üç yüz yesem, beş yüz artırsam… Semer vursunlar sırtıma isterse… Burda eşşek değel miyik sankim? Gulaksızların İrbehem çok bir yüksek babanın evladı mı? İki yıldır Alamanya’da sefa sürüyor, para gazanıyor.”

O sırada yazıyı bir gazeteci de okuyordu.

“Çok uzatmış” dedi. “Halbuki daha kısa düşürebilirdi. Böyle bilimsel laflarla fıkra yazılır mı! Ah, şu köşe benim elimde olacak ki… Bir ayda yüz bin arttırırım bu gazetenin tirajını valla!...”

Yazıyı o sırada bir mürettip de okuyordu.

“Espasa hiç de lüzum yoktu burada” dedi. “ Sonra, şu üç yıldızın ne gereği var? Tek bir yıldız korsun, olur biter. Bu puntoyla başlık yapılır mı a sersem kafa? Bir de tutmuş 8 puntoya dizdirmişler. Halbuki bu köşeye 10 punto gerek. Bakla gibi olmalı harfler! Şu kilişenin rezaletine bak. İnsan, şunun altına bi lokma karton kor be! Bunlar da mürettip olacaklar işte…”

Yazıyı o sırada bir gazete düzenleyicisi de okuyordu. Kalemini çıkardı, birkaç dizgi yanlışını düzeltti.

“Kör müymüş bunu düzekten?” diye söylendi. “Kim bilir kaç lira maaş alıyordur? Şöyle bir gazetede iş bulamadım gitti…”

O sırada yazıyı bir Hukuk Fakültesi son sınıf öğrencisi de okuyordu. Dehşetli burun kıvırdı.

“Çelişmelerle dolu bir yazı bu” dedi. “Emekçi sınıfın hakkının korunması ancak ve ancak sömürücü sınıfın çanına ot tıkamakla mümkündür. Kitle anlayışıyla yazılmış bir yazı bu. Bilimsel değeri sıfır bence. Ben olsam şöyle yazardım mesela…”

Çıkardı kalemini ve sevgilisine mektup yazmaya koyuldu.

Yazıyı o sırada bir hanım da okuyordu.

“Ayy, geç kaldım berbere” dedi. “Niçin alırız bu gazeteyi de bilmem ki… Emekçilerin hakkıymış… Hıh… Çok mu lazım bana? Kaltak karı, bir pazar temizliğe geldi, terziyi unutturdu bana. Melahat beni konkinde ütüyor ama, ben de onu briçte temizliyiveriyorum, ne haber! Hah hah hah!.”

O sırada yazıyı bir polis ajanı da okuyordu.

“Her ihtimale karşı…” diye söylenerek cebinden çıkardığı kirli bir deftere yazarın adını ve gazetenin tarihini yazdı.

Yazıyı o sırada, yıllardır işsizlik çekmiş bir aydın da okuyordu.

“Param olsa da, şu gazeteden 50 tane, 100 tane alıp yollasam gazete gitmeyen yerlere” dedi. Sonra da gazeteyi fırlatıp attı: “Amaan, hep kuru laf bunlar! İki satır yazı yazıp, binlerce lirayı cepliyor. Benim hayatım değişmedikten sonra…”

Tren, bir küçük istasyonda durmuştu. Köylü çocuklar “gazte, gazte gazte!” diye bağırışıyorlardı. Zamansız emekliye çıkarıldığı için sosyalizme merak sarmış bir albay acıdı çocukların bu haline.

“Okusun da uyansın yavrucaklar” diyerek, o yazının bulunduğu gazeteyi pencereden attı.

Karşısında oturan genç,

“Okumak için istemiyorlar beyefendi” dedi. “Ya sigara saracaklardır, ya da pencereye yapıştıracaklardır…”

Emekli albay,

“Olsun” dedi. “Biz görevimizi yapalım da… Mamafi, ben bu gazeteyi ikramiye kuponu için takip ediyordum. Sanmayın ki fıkralarını filan takip ediyorum. Yok efendim, yok! Sosyalistlik propagandası yapan bir yazarı patron gazatesi yaşatır mı hiç? Enayi mi! Onun içün, bu gazetelerde fikriyat aramak boşunadır, delikanlı!”

Yazıyı o sırada, yazarın bir dostu da okuyordu.

“Palavracı deyyus!” dedi. “Emekçi memekçi der ama, kendisi kontlar gibi yaşar. Bir gece yatsa gecekondularda, altı ay çıkamaz hastaneden. Tam bir oportunist kerata! Fakat yine de helal olsun… Yüzdürüyor ya gemisini… Patronun binliklerini cepliyor ya…”

O sırada yazıyı, işsizlikten imanı gevremiş bir vatandaş da okuyordu.

“Gidip bu yazarı görmeliyim” dedi. “Bana mutlaka iş bulur.”

Yanındaki,

“Yol paran varsa, otur da ye!” dedi. “Senin gibi beş milyon işsiz var şu memlekette. Gazeteden atsalar, kendisine iş bulamaz o yazar…”

Yazıyı o sırada bir garson da okuyordu. Bir müşteri,

“İyi gazetedir” dedi. “dikkatli oku!”

Garson, gevşek gevşek güldü:

“Yok be ağbi… Bizimkiler bu gazatanın spor sayfasını seviyorlar da… Bir de şu kumaş kuponu var, hanı…”

O sırada 10 gazete istedi bayiden, bir vatandaş. Bayi,

“Bravo!” dedi. “Emekçi halkın haklarını savunan yazılar çıkıyor bu gazetede. Ben de hep okurum.”

Vatandaş, gayet soğuk,

“Yoo” dedi. “onun için almıyorum. Kâğıdı bol da, ambalaj sandığının altına koyacağım.”

O sırada bir oğlan girdi mutfağa:

“Şu gazeteyi alabilir miyim anneciğim?”

“Al çocuğum” dedi anne. “Yalnız, resimli roman sayfasını bana bırak. Gerisinde iş yok zaten.”

O sırada, evet tam o sırada yazıyı, yazarın kendisi de okuyordu.

“Hep aynı şeyleri yazmaktan bıktım usandım” dedi. “İyi ki okuyan yok. Okuyan olsa, tiraj artsa, patron bana bir gün bile yazdırtmaz! Bu ayı kurtarabilsek bari…”

Tam o sırada, gazetenin patronunun telefonu çaldı. Patron, almaçı alıp koltuğuna yaslandı.

“Buyrun efendim?”

“Salih Beyle görüşmek istiyorum, beyefendi..”

"Buyrun efendim, benim.”

“Salih Beyefendi; burası Davalaciyoz firması… Bendeniz müessese müdürü Zeyyat.”

“Buyrun Zeyyat Beyefendi?”

“Efendim, sayın gazetenizin ikinci sayfasının sağ üst köşesine müessesemizin ilanını vermek istiyoruz da…”

Gazetenin patronu bir an düşündü;

“Memnuniyetle beyefendi” dedi, “fakat, o köşe fıkra yazarımızın köş…”

“Fazla değil beyefendi, bir hafta için rica ediyoruz. İlan bedeli hayli dolgundur efendim.”

“Evet beyefendi…”

“Yarından itibaren bize kapatınız beyefendi… Bie hafta için…”

“E… ee… vet efendim… Hayhay efendim…”

“Yazarımız haftalık geziye çıktığından, filan gibi bir açıklama korsunuz, olur biter beyefendi.”

“Hayhay efendim… Derhal gönderiniz efendim ilanınızı… Bilmukabele beyefendi… Güle güle beyefendi… Teşekkürler beyefendi…”

Telefonu yerine koydu patron, zile bastı, yazı işleri müdürünü çağırttı. Bu arada hızlıca bir hesap yaptı ve güldü.

“bu güzel işte!”

Yazı işleri müdürü girdi. Patron,

“Reis” dedi, “mükemmel bir av! İkinci sayfamızın fıkra köşesi bir haftalığına kapatılmıştır. Yazarımız geziye çıktığından, diye bir açıklama koy ve ilanı kapat köşeye! Tamam mı reis?”

Cevap vermedi yazı işleri müdürü; “peki” anlamına gelen bir baş işareti yapıp çıktı.

“Hasan Hüseyin Korkmazgil
Bıyıklar Konuşuyor Kitabından…”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Okumak Güzel Şeydir
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
enternasyonal-forum :: Kültür, Sanat... :: Öyküler-
Buraya geçin: