radyo, siir, network, foto, sohbet,,,,
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
En son konular
» Grup Yorum
C.tesi Mayıs 01, 2010 7:34 pm tarafından beko_lg

» Din Konusuna Yaklaşımda İpuçları - Metin Çulhaoğlu
C.tesi Mart 20, 2010 4:08 pm tarafından Cemo

» Turhan Selcuk
C.tesi Mart 13, 2010 12:40 am tarafından mahir_che

» 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün 100. Yılında Buluşma Noktaları
Cuma Mart 05, 2010 11:32 pm tarafından Cemo

» Yeni bulusma yerimiz
Cuma Mart 05, 2010 5:20 am tarafından Yoldaş

» Adobe Acrobat 9.2.0 Professional Extended
Paz Şub. 28, 2010 8:08 pm tarafından mahir_che

» Tekel Iscilerinin Direnisi
Paz Ocak 31, 2010 5:06 pm tarafından mahir_che

» Ugur Mumcu Cinayetinde son durum;
Paz Ocak 31, 2010 4:41 pm tarafından mahir_che

» .................
C.tesi Kas. 14, 2009 2:14 pm tarafından faruknur

» Acronis True Image
Paz Kas. 01, 2009 2:05 am tarafından mahir_che

En iyi yollayıcılar
Cemo
 
isyan_ateşi
 
mahir_che
 
turgay06
 
Admin
 
talatcocu
 
Red_hangman
 
cirkin kral
 
ATHENA
 
beko_lg
 
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 77 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 3:57 pm tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 55 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: TuErSa

Kullanıcılarımız toplam 196 mesaj attılar bunda 136 konu

Paylaş | 
 

 Ozan Özgür - Gecenin Kapıları

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Cemo
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 128
Yaş : 34
<<>> :
Kayıt tarihi : 03/09/08

MesajKonu: Ozan Özgür - Gecenin Kapıları   Paz Kas. 02, 2008 4:05 pm

"Gecenin Kapıları" - "Mesud Odman'ın anlatımıyla..."

Yıllardan 1978’di; kışın son günleri. O sıralar pek alışıp kullandığımız deyişle, “burjuvazinin planı” gecikmiş, bu da bize, Türkiye İşçi Partisi’nin kararıyla hazırlamakta olduğumuz kalkınma planına, kendi adlandırmamızla “kontur plan”a zaman kazandırmıştı. Ama yine de gerideydik; çok çalışmak yetmiyordu; ek işgücüne ihtiyacımız vardı.

Parti’den yardımcı istedik. Hiç değilse, birkaç üniversite öğrencisi. Tercih şansımız varsa, iktisat, istatistik bölümlerinden olanlar… Şöyle her gün bir uğrasalar… Toplam süre üç dört ayı bulabilir…

Ankara Konur Sokak’taki Yürüyüş dergisinin bürosunda iki odadan birini işgal etmiş durumdayız. Aslında, işgalimiz zaman zaman, özellikle gece saatlerinde, büronun tümüne doğru yayılıyor. Gece yarısından önce paydos etmiyoruz.

İşte o günlerin birinde gelmişti. İşgalimiz altındaki odanın kapısında öylece durmuş, duyulur duyulmaz bir sesle, “Abi, ben Latif, Parti’den gönderdiler.” demişti.

Hemen hemen her gün uğrar; “Yapılacak iş var mı?” diye sorardı. Tam dediğimiz gibi. “Gel bakalım Latif” derdik, “Al bu istatistikleri, şöyle şöyle üç tane tablo hazırla.” Kimileyin de “Yok şu anda bir şey. Gel, otur, biraz laflayalım.” diyerek, iyisine kötüsüne bakmadan, birer bardak çay eşliğinde yarenlik ederdik. Bizimle birlikte çalışmaktan hoşnuttu, kendisine verdiğimiz en basit işi bile özenle yapıyordu. Gürültüsüz, gösterişsiz, sevecenlikle, gülüp gülümseyerek… Başka türlü davranamaz bu çocuk, diye düşünürdük.

Latif, bizim için, aynı yılın Ekim ayından bugüne kadar, birlikte ölmüş yedi kardeşin simgesi ve temsilcisi oldu.

“(…) doğruldu, yerde upuzun yatan Serdar’ın başına sabitlenmiş silahın üstüne atıldı. Namlu döndü, daha sedirden ayrılamadan, öne doğru eğilmiş vaziyetteyken, kıpkırmızı bir alev sütunu püskürttü. Kulakları patladı, gözleri dumandan, alevden kör oldu. Kurşun sırtına, sağ kürek kemiğinin üstüne saplandı. Deşti, kırdı, ufaladı, içeri daldı. Göğüs boşluğunu yardı, sağ ciğerini yukarıdan ve aşağıdan delerek söndürdü. Karın duvarını yırttı, sağ böbreği parçaladı, kalça kemiğine saldırdı. Zorladı, kanırttı, dağıtmayı, aşmayı başaramadı. Sapsarı yattı kaldı içeride. (…) Alevden, hızdan ve ölümden ibaret altıncı mermi sırtına yapışmıştı. Her iki kürek kemiğinin arsındaydı. Dağlıyor, yakıyor, parçalıyordu. Eti kesmiş, damarları koparmış, kasları yırtmış, kemikleri ufalamış, omurga üzerinden boyun köküne ilerliyordu. Önüne gelen her şeyi yaktı, yıktı, paramparça etti. Güçlü gövdeyi mağrur bir başla birleştiren boynun yan tarafından dışarı fırladı.”

Bunlar olup biterken aşağı yukarı on yaşlarını süren Ozan Özgür, Yordam Kitap tarafından geçen hafta yayımlanan Gecenin Kapıları’nda Latif’in öldürülüşünü böyle anlatmış.

Yazarın yaratıcılığının hakkını yemeden söylersek, bu anlatının belgesel bir yanı bulunuyor. Dikkatli ve konuya ilişkin biraz bilgi sahibi okuyucu bunu kolayca anlayabilir. Bense kendi tanıklıklarıma dayanarak yazıyorum: Aynı soydan gelen bir devrimci olarak Ozan Özgür, otuz yıl önceki o vahşeti kendine dert edinip üzerinde çalışmaya başlarken sonunda nereye, nasıl bir ürüne ulaşacağını kendisi de kestiremiyordu herhalde. Ama avukat, polis, politikacı, yazar, pek çok insanla konuştuğunu; katliamın gerçekleştirildiği apartmanı, sokağı, komşu sokakları, caddeleri günlerce dolaştığını; yüzlerce sayfa belge, resmi tutanak, rapor okuduğunu ben biliyorum. Bütün o okumalar, konuşmalar, dolaşmalar, kafa yormalar sırasında, kimileyin umutsuzlukların, karamsarlıkların nasıl ağır basabildiğini de…

Bunları bilen bir insan olarak en az söyleyeceklerim şunlardır:

Bir kez, katliamı gerçekleştirenlerin bile çarpık ve yanıltıcı olduğunu iddia edemeyecekleri bir ayna tutulmuş ve görülmesi gerekenler açığa çıkarılmıştır.

Ayrıca, konuya ilişkin ön bilgisi ve belirgin bir politik yönelişi olmayan okuyucunun da rahatlıkla, sıkılmadan, uzaklık duymadan okuyacağı kalburüstü bir roman ortaya konulmuştur. Dolayısıyla, isteyen bu kitabı bir belgesel, isteyen gerçekçi bir roman olarak okuyabilir. Ama, en doğrusu, ikisini birden okumaktır.

Öte yandan, olağanüstü nitelemesinin abartılı sayılamayacağı kurgusu ve oluşturduğu atmosferle en okuma sevmez okurun bile son sayfasına ulaşmadan elinden bırakamayacağı bir anlatının yaratıldığını söylemekte bir sakınca ya da kayırmacılık yoktur. Bir adım daha atıp, bu romanın, “gerçekçilik” ile Marquez’in romanlarından sonra yaygınlaştırılmış deyişle “büyülü gerçekçilik” arasında bir yere yerleştirilebileceğini ileri sürebiliriz. Burada bir örnek gerekebilir. Şöyle olsun, kitabın 283 ve 284. sayfalarından:

Yıl 1978, 8 Ekim Pazar günü, akşam saatleri. Latif’in arkadaşlarından ikisi, Salih ile Osman Nuri, olacaklardan habersiz, Bahçelievler Onbeşinci Sokak 56/2’ye doğru yürüyorlar. Ay, çınar ağaçları, dallar, yapraklar, arkalarından sesleniyorlar:

“Gitmeyin! Güneş mağlup oldu, gecenin kapıları açılmak üzere. Gitmeyin! Çok kan dökülecek, çok gözyaşı akacak, çok kahırlı işler olacak. Gitmeyin! Alâmetler hiç iyi değil. Karanlık her zamankinden, daha zalim, her zamankinden daha aç. Sizi bekliyor, sizi istiyor. Ve anahtar ve tasmayı kesecek kılıç yolda. Gitmeyin!”

Bana sorulursa ve son olarak eklemek üzere, bu kitabın iki açıdan önemli olduğu kuşkusuzdur. Birincisi, otuz yıl önceki o katliam asla unutulmamalıdır; Türkiye’de önlenmesi imkânsız bir devrimci mücadele hep var olacaksa, böyledir ve bu kitap bunu sağlayacak benzersiz bir kaynaktır. İkincisi, bu kitap, usta bir yazarı işaret etmektedir; o ustalığın yeni ürünlerini beklemekse bizim hakkımız sayılmalıdır.

www.sol.org.tr
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Ozan Özgür - Gecenin Kapıları
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bildiğimiz rockçıların isimlerini yazalım............
» kişisel ileti yazıları
» TRaBZoNSPoR MaRŞLaRı
» SAÇ KESİMİ??
» Victoria Beckham'ın Ayakkabı Koleksiyonu

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
enternasyonal-forum :: Tanıtımlar :: Kitap Tanıtımları-
Buraya geçin: