radyo, siir, network, foto, sohbet,,,,
 
AnasayfaSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
En son konular
» Grup Yorum
C.tesi Mayıs 01, 2010 7:34 pm tarafından beko_lg

» Din Konusuna Yaklaşımda İpuçları - Metin Çulhaoğlu
C.tesi Mart 20, 2010 4:08 pm tarafından Cemo

» Turhan Selcuk
C.tesi Mart 13, 2010 12:40 am tarafından mahir_che

» 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nün 100. Yılında Buluşma Noktaları
Cuma Mart 05, 2010 11:32 pm tarafından Cemo

» Yeni bulusma yerimiz
Cuma Mart 05, 2010 5:20 am tarafından Yoldaş

» Adobe Acrobat 9.2.0 Professional Extended
Paz Şub. 28, 2010 8:08 pm tarafından mahir_che

» Tekel Iscilerinin Direnisi
Paz Ocak 31, 2010 5:06 pm tarafından mahir_che

» Ugur Mumcu Cinayetinde son durum;
Paz Ocak 31, 2010 4:41 pm tarafından mahir_che

» .................
C.tesi Kas. 14, 2009 2:14 pm tarafından faruknur

» Acronis True Image
Paz Kas. 01, 2009 2:05 am tarafından mahir_che

En iyi yollayıcılar
Cemo
 
isyan_ateşi
 
mahir_che
 
turgay06
 
Admin
 
talatcocu
 
Red_hangman
 
cirkin kral
 
ATHENA
 
beko_lg
 
Kimler hatta?
Toplam 1 kullanıcı online :: 0 Kayıtlı, 0 Gizli ve 1 Misafir :: 1 Arama motorları

Yok

Sitede bugüne kadar en çok 77 kişi C.tesi Tem. 29, 2017 3:57 pm tarihinde online oldu.
Istatistikler
Toplam 55 kayıtlı kullanıcımız var
Son kaydolan kullanıcımız: TuErSa

Kullanıcılarımız toplam 196 mesaj attılar bunda 136 konu

Paylaş | 
 

 Behice Hanım... - Asaf Güven Aksel

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Cemo
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 128
Yaş : 34
<<>> :
Kayıt tarihi : 03/09/08

MesajKonu: Behice Hanım... - Asaf Güven Aksel   Salı Kas. 18, 2008 6:49 am

Behice Hanım...




Hemen hemen her biyografik öykü, bakış açısına göre değişmez, somut nesnel veriler taşımanın yanı sıra, öznel algılara da açıktır. Bu öykü, bir tarihsel figüre aitse, barındırdığı yapıp etmeler, sınıfsal ve bireysel prizmalardan süzülürken kaçınılmaz kırılmalara uğrar ve bu noktada, algı, biyografik notların önüne geçer.

Behice Boran biyografisi gibi. “Kimdir” sorusunun yanıtını arayan herkes, kuru tarihlendirmelere rastlayacaktır.

“1 Mayıs 1910’da Bursa’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da, yüksek öğrenimini Amerika’da tamamladı. Michigan Üniversitesi’nin sosyoloji bölümünü bitirdikten sonra Türkiye’ye döndü. 1946’da çevirmen Nevzat Hakko ile evlendi. 1948 yılında siyasi görüşleri nedeniyle Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’ndeki görevinden uzaklaştırıldı. 1950 yılında Türk Barışseverler Cemiyeti kurucu üyeleri arasında yer aldı ve başkanı oldu. Kore’ye asker gönderilmesine karşı çıkan bir telgrafı Meclis’e göndermesi ve konuyla ilgili bildiri dağıtması nedeniyle bir grup arkadaşı ile birlikte tutuklandı. On beş ay hapis cezasına çarptırıldı. 1953’te tekrar tutuklandı, 1954’te tahliye oldu. 1962 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne giren Boran, 1965 seçimlerinde Urfa milletvekili olarak Meclis’teydi. 1970 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin genel başkanı oldu. 12 Mart’tan sonra tutuklanarak 15 yıl hüküm giydi. 1974’te çıkan af kapsamında serbest bırakıldı. Türkiye İşçi Partisi’ni arkadaşlarıyla birlikte 1975’te yeniden kurarak genel başkan oldu. 12 Eylül 1980 darbesiyle Tip yeniden kapatıldı, Behice Boran da kısa bir gözaltından sonra yurtdışına çıktı. Haziran 1981’de yurda dön çağrısına uymadığı gerekçesiyle Türk vatandaşlığından çıkarıldı. Yurtdışında TKP ile TİP’in birleşmesi çalışmalarında da yer alan Boran, iki partinin yetkili kurullarının birleşme kararını açıklamalarından iki gün sonra, 7 Ekim 1987’de öldü.”

Her yerden ulaşılabilecek, nereye el atsanız kelimesi kelimesine tekrarlanmış olarak bulacağınız temel biyografik bilgileri böyle Behice Boran’ın. Buradan bile baktığınızda karşınıza, sosyalizme, barışa adanmış bir ömür, kararlı ve öncü nitelikli bir insan çıkıyor. Ama, o “insan”ı, böyle tanımlayacak benzeri binlercesinden ayıran, Behice Boran yapan, daha ötelerde bir şeyler olmalı. İşte onlar, genel öykünün kapsayıcılığının, “kişiye özel” izdüşümlerle tamamlanmasıyla belirginleşir. Ve burada, bu biyografik notlar, böyle bir rota izlemeye başlayacaktır…

Arif Damar’ın şiirinde,
“Kasketi herkes giyiyor şimdi
Ben de giyerdim 44’lerde
Haber gönderdi Behice hanım
Onu başından çıkarsın” diye dizeleri vardır. 1944 de Arif Damar, yaklaşık 19-20 yaşlarında bir genç olmalı o zaman. Behice Boran, öğrencilerinin taktığı adla “Tatar Behice”, DDCF’de anlattığı dersi dinlemeye gelenlerin salonlara sığmadığı bir sosyoloji doçenti. Dizeleri okuyunca iki noktaya takılmıştım. Tamam, sol o zamanlar da büyük bir kitle anlamına gelmiyordu ama, bu doçent, bu genci bir giyim aksesuarına kadar takip edebilecek çapta hakimiyeti nasıl başarıyordu? Bu müthiş bir liderlik vasfıydı. İkinci nokta, neden kasketi çıkartmasını istediğiydi. Türkiye solunda kasket, Nazi işgaline karşı savaşan Fransız direnişçilerine öykünmeden tutun, Köy Enstitüleri’nin etkisine, proleterliğin, aydınlarda kasketle sembolize edilmesine, halkçılığın köylülüğe özenmeyle dışavurulmasına kadar bir dizi etkiyle yaygın kullanılır olmuştu. Ve Behice Boran, “çıkarsın onu” demişti. Bu, öykünmeciliğe, aslında sosyalist bilincin bulanık olduğunu gösteren şekilciliğe, ideolojik bir itirazdı. Dizelerden kalan lider profiline, popülizme prim vermeyen sağlam bir duruş ekleniyordu böylece.

12 Mart’ın ünlü Yıldırım Bölge kadınlar koğuşundan, Sevgi Soysal’ın ve diğer mahpusların tanıklıklarından çıkan şeyler de var. İşlemeli tek yatak örtüsünü evinden getirten bir Behice Boran. O yaşta, hapiste, Almanca öğrenmeye çabalayan da , örgü dersleri alan da. Bir koğuş arkadaşının paslı makasla alt tarafı kırpacağını bile bile, ak saçının modeli üzerinde itinayla duran, o zamanın motifini taklide yönelmiş çocuksu romantizminin uzağında kalabilmek bilinci bu, “küçük burjuva akademisyen” tavrı değil. Ve böyle algılanmayı umursamayan, kendine, dünya görüşüne güvenen bir lider.

Behice Boran’ı, askerlerin namluları üzerine çevrilmiş bir vaziyette, arkadaşlarıyla birlikte Merter’de yerde yatarken görenler, 1979’daki bu yasağa isyan eylemini değişik yönlerde değerlendirdiler. Siyaseten bu yapılabilir elbet. Ama, 1 Mayıs’a kapatılan İstanbul’da sokağa çıkan bir Behice Boran vardı ki, yere yatan bir Behice Boran da olsun. Ve o gün, 69’uncu yaş günüydü! Eli ekmek tuttuğu an savrulup giden nice keskin militana, akademik kariyerini, kentsoylu kökenini, “huzurlu” bir yaşamı, mücadeleye adanmışlıkla reddediş dersiyle biraz da, o taşların üzerine uzanmış yaşlı kadın.

İşte birkaç an parçacığıyla, bir tarihsel figür. Neydi o çok bilinen sözleri? “Kişiler hakkında nasıl mı karar vereceksin? Hayatlarına bakarak. Bir insan, yaşadığı hayatın insanıdır. Doğru bulduğumuz fikirleri öyle benimsemiş, öyle içimize sindirmiş olmalıyız ki, bunlar davranışlarımızı biz farkında olmadan dahi etkilemeli, tayin etmeli, yönetmelidir. Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır.”

İnsanların hayatları, genel bir duruşu, ayrıntılarda nasıl içselleştirdiğiyle tanımlanabilir, evet. Bir Behice Boran portresi, bu açıdan bakıldığında, belki de siyasal tezlerinde bağımsız olarak çok öğreticidir. Zaten, dediği gibi, insanlar doğar, ölür. Ama, “işçi sınıfı partileri, işçi sınıfı var oldukça devam eder, gider”.

Kaynak: Haftalık Sol Dergisi; Sayı : 249
(10 Ekim 2008)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Behice Hanım... - Asaf Güven Aksel
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bu Gül Dalı (HANIMIN ÇİFTLİĞİ)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
enternasyonal-forum :: Devrimci Önderler ve Devrimci Sanatçılar :: Öncülerimiz :: Behice Boran-
Buraya geçin: